
hakkımda
burası, mutfağın tam ortasında duran küçük bir masa gibi.
kalabalıklar için değil; kendi hâlini seven, acele etmeyen birkaç kişi için.
biricik, tamamlanmış bir karakter değil.
bir tarif defteri gibi: bazı sayfalar dolu, bazıları yarım, bazılarında sadece bir not var. ve bu hâliyle zaten gerçek.
biricik bir marka değil, bir iddia hiç değil. daha çok, kendi kendime yaptıklarımın kaydı gibi.
biricik’in arkasında, kelimelerle ve görüntüyle çok uğraşmış biri var; belgeseller, kültür-sanat programları. ama anlatmayı, izlemeyi, detayı fark etmeyi orada öğrenmedim — her zaman gözlemlemek, bilmek, “bu şey nasıl yapılır?” diye merak etmek vardı bende.
kendi kendime bir şeyler yapmayı her zaman sevdim — ekşi maya, kombucha, kantaron yağı gibi. büyük bir bilgiyle değil, meraktan, öğrenmek için başladım. bir şeyin nasıl yapıldığını öğrenmek, kendi ellerimle denemek bana iyi geliyor. bazen tutuyor, bazen tutmuyor. ikisi de buraya yazılıyor.
bu blog, o meraklı tarafımın kaydı.
mutfakta bir şeyler yaparken düşünüyorum. bir otu kurutmaya bırakırken, çorbayı karıştırırken — düşünceler geliyor. bazen bir malzemeyle ilgili, bazen kendimle. ikisini birbirinden ayırmak her zaman mümkün olmuyor. bu blog, o iki şeyin bir arada durduğu yer.
büyük iddialar yok burada. sadece denenmiş, tekrarlanmış, bazen hata yapılmış, bazen bırakılıp yeniden başlanmış şeyler var. yemekler, bitkiler, alışkanlıklar — hepsi “mükemmel olsun” diye değil, “içime sinsin” diye.
hayatı düzgün kurmak zor. dağılmamak zor. biricik bunu saklamıyor — ama onunla büyük bir drama da kurmuyor. sadece devam ediyor. küçük adımlarla, kendi ritmiyle.
burada paylaşılan her şey denenmiş, yaşanmış ve içime sinmiş olduğu için var.
ölçüler bazen net, bazen esnek — çünkü ev hâli böyle bir şey: aynı tarif her gün aynı olmuyor.
okuyorsan, büyük ihtimalle sen de böyle bir ritim arıyorsun.
okuduğun, denediğin ya da sadece uğrayıp baktığın için — hoş geldin.