
“Pancar sebzelerin en keskinidir.”
Tom Robbins’in Parfümün Dansı romanı böyle başlar.
İlk okuduğumda bu cümle aklıma kazınmıştı. Belki de bu yüzden pancar, benim için sadece bir sebze değil; biraz meydan okuma, biraz merak, biraz da çekingenliktir.
Pazarda tezgâhların arasında yürürken pancarı fark etmemek mümkün değil.
O koyu rengiyle, toprağın içinden çıkıp gelmiş gibi durur. Her zaman oradadır ama nedense çoğu zaman yanından geçilir. Ben de uzun süre öyle yaptım.
Ta ki bir gün, “Belki artık denemeliyim,” diyene kadar.
Pancar Ne İşe Yarar?
Pancar, dışarıdan bakıldığında sert ve mesafeli görünse de, içi oldukça cömert bir sebze.
Doğal antioksidanlar açısından zengindir.
Kan dolaşımını destekler, vücudu güçlendiren mineraller içerir.
Lifli yapısıyla sindirimi desteklerken, tok tutma özelliğiyle de mutfakta dengeli tabaklar kurmaya yardımcı olur.
Ama bence pancarın en büyük faydası şu:
İnsanı alışkanlıklarının biraz dışına çıkarır.
Mutfakta Pancar ile Barışmak
Pancar mutfağa girdiğinde biraz saygı ister.
Rengini saklamaz, tadını gizlemez.
Onu bastırmaya çalışmak yerine, olduğu haliyle kabul etmek gerekir.
Ben pancarla barışmayı şöyle öğrendim:
Önce sadeleştirdim.
Yanına tanıdık tatlar koydum.
Yoğurt gibi, fırın gibi, ceviz gibi…
Bir anda sertliği yumuşadı.
Keskinliği dengelendi.
Ve mutfağımda kendine yer açtı.
Bu Pancarlarla Neler Yaptım?
Pazardan aldığım pancarlarla mutfakta iki farklı yol denedim.
🥣 Yoğurtlu Pancar Mezesi
Pancarla ilk temas için yumuşak, ferah ve güvenli bir tabak.
Soğuk, sade ve ev usulü.
🍽️ Fırında Baharatlı Pancar & Ceviz
Biraz daha cesur.
Fırında karamelize olmuş, sıcak ve tok bir lezzet.
İkisi de pancarın başka bir yüzünü gösterdi bana.